Efenim Kambocya oldukca tatsiz basladi. Bu kadar kisisel
detay vermeyi pek sevmiyorum ama o kadar garip seyler oldu ki, uzun uzun okumak
istemeyen direkt Siem Reap yazisindan baslayabilir..
Aslinda laneti tam anlamak icin iki gun onceye gitmek lazim.
Krabi’den 5 Ocak aksami otobuse binip Bangkok’a 12 saatlik bir yolculukla
donmeyi ve sabah erken saatte hic sehirde konaklamadan Siem Reap’e devam etmeyi
planliyorum. Cunku vizem ayin 7’sinde doluyor ve son gune kalmak istemiyorum. Kambocya’ya
“visa run” denen, tayland vizesini 15 gun uzatmak icin yapilan giris cikis
aksiyonlari icin araclarin sabah 7-7:30 gibi yola ciktigini daha once
arastirmistim. Umudum erkenden bir acentanin onune gidip bilet alarak devam
etmek. Cunku vize islemlerimi acenta ayarlayabiliyor ama onlara bunun icin
fazladan para vermek istemiyorum. Forumlardan ve gezi kitaplarindan okuduguma
gore sorunsuzca bireysel olarak vizeyi almak mumkun.
Ancak krabi otobusum yolda iki kere ciddi sekilde bozuldu ve
bangkok’a ancak 3 kere otobus degistirerek varabildigimizde yolculuk 20 saati
bulmustu bile. Hem yoldan perisan hem de kambocya’ya ayni gun girme umudumun
kalmamasi sebebi ile keyifsiz sekilde bir oda bulup dus yaparak kendime geldim.
Sonra da cikip once pad thai ile guzelce karnimi doyurdum. (nasil ozlemisim.
Nedense bankgok’taki pad thai ile memleketin baska yerlerindekiler yakin bile
degil). Sonra da bir acentaya gidip ertesi gun icin turumu ve aracimi
ayarladim.
7’si sabahi acentanin onunde minivani beklerken karsidan
gelen silueti gorunce basladim gulmeye. O da beni gorup kahkahalar atti. Cunku
o da bir onceki gece krabi otobusunde rezil rusva olan bir Fransiz cocuktu. Bu
yolculuk bitmez, bakalim hangimiz kara kedi ogrenecegiz diye eglenerek yola
ciktik. Kambocya sinirina yaklasirken acaba ne oldu :) Mis gibi yeni minivan
bozuldu ve yolda kaldik. Sansa sinira 30 dakika mesafedeydik de acentanin baska
bir araci gelip bizi aldi. Ama ben son gunumde cikis yapamayip ceza odemek
istemedigimden (gunluk 30 lira civari bir ceza, 500 Baht, ama gecikince
taylandlilarin killik yapip uzun sure tekrar giris izni vermedikleri oluyormus,
o en kotusu) korkmadim degil. Tabi fransiz Sheb ile gulsek mi aglasak mi
bilemedik. Ayni araca tekrar binmeyelim diye dalga gectik.
Minivan sinira cok yakin bir lokantada duruyor. Vize
islemlerini acenta vasitasi ile yapanlar bekliyorlar. Fotografi olmayanlara
sipsak ve pahalisindan cekim yapiliyor. Evraklar dolduruluyor ve size sadece
damgayi vurdurmak kaliyor. Ben, Sheb ve bir kac kisi ise sinira birakiliyoruz.
Orada evraklarimizi doldurup, paramizi odeyerek (800 Baht. Eger acenta ile yaparsan 1000-1250 Baht
arasi) imigrasyon sirasina giriyoruz. Burasi 1.5 saat suruyor. Hem cok
kalabalik hem de gorevliler inanilmaz yavas. Isin komigi acenta ile calisanlar
da ayni siraya giriyorlar, hem de bizden sonra. Cekincelerimizin aksine biz onlari beklemek zorunda
kaliyoruz.
Sirada beklerken 3 Fransiz ile daha tanistim. Bir cift 1
senedir guney asya’yi dolasiyormus. Dunya tatlisi Claire, Ramon. Sheb ve bir
baska kiz ile muhabbet ede ede , sira bekleme suresi nasil gecti
anlamadan kambocya topraklarina adim attim. Bir de tayland turizm klasigi (ve
cok akillica dusunulmus) stickerimi (farkli renklerde ve hangi acenta ile
nereye gittiginizi, suruden ayrilmanizi saglayan bi uygulama. Alip gogsune
yapistiriyorsun) bana vermeyi unuttuklarindan kambocya’da baska kriz cikti
cunku benim o tarafta binmem gereken otobuse tek kanitim bu stickerdi
(biletleri topluyorlar. Bana ders oldu, sonraki her biletimin fotografini
cektim). Neyseki fransizlar da ustelediler ve sonunda tayland tarafi istenmeye
istenmeye arandi ve sozlu olarak onay verildi.
Senlik de buradan sonra basladi. Sabah
7’de baslayan yolculuk icin bizlere verilen planlama aksam 5-6 gibi Siem
Reap’de olmak. Sadece bizim minivan degil, onlarca minivan ile vize islemi
yapan bir cok acenta var ve bunlar maliyeti dusurmek icin toplanip
musterilerini (biz koyunlari) az sayidaki buyuk otobuse bindiriyorlar. Haliyle
sadece kendi ekibimizi degil, baska renkteki stickerlari de beklemek durumunda
kaldik. Tipki lonely planet’ta yazdigi gibi cakallar hemen gelip otobus
beklerseniz saat 5’ten once kalkmaz, 100 baht verin sizi mis gibi minivan ile
birakalim dediler. Ama cok az kisi kabul
ettiginden ve karli olmadigindan o secenek de ortadan kalkti. Claaire-Ramon da
uzun yolculuklarinda cokca benzer durumlarla karsilastiklarindan bu adamlara
para vermemek icin ozel caba sarfediyorlar. Sheb zaten herkese kil ama dunya
tatlisi bir adam. Bir de Robin diye, sonradan cok guzel zaman gecirdigimiz
melek gibi bir baska Fransiz cocuk da bize katildi.
Sonunda gercekten saat 5 gibi otobusumuz kalkti. Hepimiz
cinnete 5 kala halindeyiz tabi. 3 saatten fazla bekledik sinirda. Ama grup
halinde olunca surekli gulup bu tatsizliklarin uzerinde daha az duruyorsun
sanirim. Otobuste ogrendik ki vize islemlerinde Banker Bilo’luk yapmanin da
suyunu cikarmislar. Amerikali (ama gercekten de salagin tekiydi) bir cocuga
cakma vize vermisler. Iceri girdikten sonra geri de donemedigi icin iki kere
vize parasi odemis.
Esas senlik bradan sonra basladi. Siem Reap’a 15 km kala
otobus soforumuze bir telefon geldi. Konusmanin ardindan bir anda saga cekip
asagi indi ve arkada bir seyler yapmaya basladi. Sonra da gelip otobus bozuldu,
tamir icin adam cagirdim, bekleyecegiz dedi. Sheb ve hikayemizi ogrenen diger cocuklar
da basladilar gulmeye. Gidip baktik ki ortada gozle gorulur bir sorun yok ama ingilizceyi
kit kanaat bile konusamayan sofor 2 saat diyip duruyor eliye de destekleyerek.
Sonra o yine telefondayken cihazi elinden kapip karsi tarafla konusmaya
basladim. Ingilizce bilen bir arkadas otobus firmasinin sahibi oldugunu,
otobusun tamiri uzun surecegi icin kendisine ait tuktuk firmasindan araclarin
yola ciktigini, birazdan yanimizda olacagini ama parasini bizim odememiz
gerektigini soyledi. Ben nezaketimi kaybetmeden kendisine kufur ederek telefonu
yuzune kapattim. Durumu otobus ahalisina anlatinca herkes kuplere bindi. Zaten
5 dakikaya kalmadan en az 10 tuktuk ve bir tamirci, inanilmaz paralar istemek
uzere dibimizde bitti bile. Once kimse binmek istemedi ama en az 12 saattir
yoldaydik ve ozellikle kadinlar cok bitkinlerdi. Uzun tartismalardan ve
Claire’in itirazlarina ragmen onu, diger fransiz kizi ve Robin’i bir tuk tuk’a
atarak Ramon’un daha once geldiginde kaldigi Guest House’a yolladik.
Yaklasik
20 erkek de otobusun tamiri icin bekledik. Bu sirada sadece Siem Reap ozelinde
sandigimiz ama Phenom Phen’de de karsilastigimiz uzere, kambocya erkeklerinin
ne kadar agresif ve bagira cagira konustugunu, insanlari itip kaktigini gorduk.
Onlarin sanssizligi kimsenin kendilerine pabuc birakmamasi oldu. Sarhos iki
almandan biri kendilerine iki kelimede bir “fuck” diyen sofore yumruk atti.
Digerleri de almana vurmaya calistilar, yumruklar, tekmeler havada ucustu. Cok
kisa surse de ortalik dagildi. Ben kavga cikaranin plakasini cekiyorum diye
elime vurdular.
Ramon ve Sheb adami itti, iyi ki onlar vardi cunku arada
olmasalar ne delilik yapardim bilmiyorum. Sonra her sey tekrar duruldu.
Defalarca polis cagirin dedik ama oralari bile olmadilar. Ardindan da
geldikleri gibi bir anda kayboldular.
Usta da dedikleri gibi yavas yavas calisarak ve hic bir sey yapmadan,
mevcut parcalari cikarip ufleyip temizleyerek geri takti ve “mucizevi”
sekilde otobusumuz calisti.
Sonra bizi sehrin icine degil, girisine biraktilar (neymis otobusun
merkeze girisi yasakmis). Artik kavga etmek istemedigimizden inip yurumeye
basladik. Otostop cekerek guest house’a yakin bir yerde indik ve ekibi bulduk.
Evet, Kambocya cok kotu basladi..
--------
Siem Reap Ve Angkor
Siem Reap gercek bir sehir degil. Angkor’un turist yukunu
sirtlasin, her profile cozum ve butce sunsun diye kurgulanmis bir yasam alani. Turistler
1 hafta gelmesin insanlar acliktan olur. Baska nasil yasanacagini unutmuslar.
Tabi yasamaktan kasit turiste her kalemde kazik atmak, suyu ekmegi bile 3-4 katina
kakalamak demek..
Bu durum once cok keyifsiz geliyor. Isyan ediyorsun ama
zamanla Kambocya’da vakit gecirip, hayatlari ve tarihlerini daha yakindan
taniyinca hak vermesen de empati kurup neden boyle davrandiklarini anlamak
mumkun oluyor. Yine de her adimda kucaga oturma hali cok ama cok yorucu..
Bir de atlamadan gece hayati ile ilgili bir sey soylemem
lazim. Burada bir cok bar ve restaurant var ama her seyin merkezi karsilikli
yerlesmis “Angkor What?” ve “Temple
bar” arasinda. Saat 10:00’dan sonra herkes sokaga toplaniyor, o sirada hangi
barin muzigi daha iyiyse o yone kayip dans ediliyor, sonra da topluca diger bar
tarafina. Herkesin elinde ickiler, sabaha kadar dans ediliyor (valla ben de
uyanik kaldim bir gece. Robin’in dogumgunuydu. Ayip olmasin filan darken sabah
3:30’u gordum). Bu tip bỉr eglenceyi hic birimiz baska yerde ne yasadik ne de duyduk..
Herkesin ve benim Angor Wat diye bildigimiz meshur tapinak
koca sit alaninin sadece kucuk bir bolumu. Tabi tum dunya Angkor
gormeye geliyor. Ama Kambocya’ya kadar gelip bir, en fazla iki gun kalip
kosarcasina sehirden ayrilmayi cozemiyorum. Neredeyse herkes boyle yapiyor. Tur
ile gelenleri biraz daha anliyorum, ya da bireysel gelip ozel durumu olanlari.
Ama neredeyse herkes aynisini yapar mi yahu. Bu dunya mirasi biraz daha fazla
zamani hakediyor. Ve acikcasi tum alani gezince goruyorsun ki Angkor’dan daha
etkileyici (hadi gormeyene abartmis gibi olacagim diye en az Angkor
kadar diyeyim) tapinaklar var.
Ben ve Sheb kaldigimiz yerdeki bisikletleri (1 dolar)
begenmeyip, uzun da yol yapacagimizi hesaplayarak sehirde araya sora,
pazarlikla 2.5 dolara yeni ve vitesli dag bisikletleri kiraladik. Angkor’da
bilet sistemi su sekilde. 1 gun 20 dolar, 3 gun 40 dolar, 1 hafta 60 dolar. Biz
de 3 gunluk paket bileti aldik ki acaba fazla mi diyorduk. Ama 2 gunun sonunda 1
haftalik alsak cok olmazmis diye fikir birligine vardik.
Gunesin dogusunu yakalamak icin sabahin 5’inde yola cikip 5
km uzaktaki ana girise variyorsun.
Sonra da keyfine gore resimde de goreceginiz
(en az karisik ve net haritayi hostelimizden aldik) alani geziyorsun. Yesil ile
belirlenmis alan kucuk tur. Kirmizi ise buyuk tur demek. Dolayisi ile Angkor
Thom’un batisini gezmek icin baska bỉr gune ya da bizim gibi hizli hareket
etmeye ihtiyac var.
Biz ilk gun gunesin dogusunu Bayon’da karsiladik (neredeyse
herkes Angkor Wat’ta akin ettigi icin diger bolgeler bombos). 4 yone bakan
heykellerin isikla beraber onumuzde belirmesi unutulmazdi. Bayon’u kisisel
olarak cok sevdim.
Sonra da Tomb Raider ile meshur olan “Ta Prom”a yollandik.
Tabi aradaki kucuk tapinaklari da gezerek. Yine tur programlari Angkot Wat
sonrasi Bayon’a goturdugu icin herkesten bir adim onde hareket ederek
tapinaklari bosken gezmeyi basardik ama tabi bir yere kadar. Sonunda hem
bisikletli oldugun hem de keyifle ve yavas yavas bakindigin icin tur otobusleri
ve tuktuklu turistlere yakalaniyorsun.
Ta Prom da oldukca guzel, hastalikli agaclarin tapinak
taslarini yutmalari ve onlarla uyumlanmalarini gormek cok etkileyici. Zaten bu
goruntuleri az da olsa herkes biliyor. Ama ilk gunun en guzel yani uzun rotada
Pre Rup (tum alani gorecek sekilde insa edilmis yuksek bir tapinak. Yuksek
merdivenleri oldugu icin cok kisi kapisinin onune gelince soyle bir bakip
sofore devam edelim diyor, turlar zaten neredeyse hic ugramiyor) ve muhtesem
Preah Khan oldu.
Ta Prom’daki agac figurleri burada baska bir boyuta geciyor.
Cok genis bir alan kurulu tapinak sadece rahiplere hizmet icin yapilmis. O
yuzden girisi klasik budist tapinaklarinda oldugu gibi dogudan). Ama ornegin
Angkor Wat’in girisi, hindu tanrisi Vishnu’ya adandigi icin batidan.
Tum alanda ve 3 gunde en cok Preah Khan’dan etkilendigimi
soyleyebilirim. Sheb bile beraber en az 2 saatimizi bu gorkemli yapiya ayirdik.
Ertesi gun de dayanamayip bir kez daha gittik zaten. Tapinagi ozel yapan
seylerden biri Angkor Wat’dan neden bekledigim kadar etkilenmedigimi anlamama
da yardimci oldu daha sonra dusunurken (beklenti sebebi ile begenmemezlik degil
bu. Ornegin Altin Tapinak ya da Tac Mahal’de de beklentim tavandi ve cok daha
fazla begenerek ayrildim).
Angkor Wat fazla kusursuz. O kadar basarili sekilde restore
edilmis ki, uzaktan baktiginda, icinde dolasirken eskiyi ve tarihi hakkiyla
goremez oluyorsun. Sanki kocaman bir film platosunda yuruyor gibisin. Ama Preah
Khan ve bir cok yapi cok az restore edilmis, o yuzden icindeyken tarihle
munasabetini daha net ve derinden anliyor insan.. ve daha cok etkiliyor
haliyle.
Ilk gunu 12 saat ve yaklasik 40 km yol ile bitirip
hostelimizde biralarimizi yudumladik. Ertesi sabah 8 gibi yola cikip
kalabaliklar uzaklasinca Angkor yapalim dedik
ama ne mumkun. Gunun her saati ana baba gunu. Ana girisin oldugu kopru Galata
koprusunden farksiz. Yine tapinagin ici hic bitmeyen insan seli ile dolu. Yine
de elbette cok gorkemli. “kusursuz” ve unutulmaz bir yapi..
Angkor Thom’un bati
yakasi da muazzam, orayi da mutlaka oneririm. Preah Khan’a yakin guzellikteydi.
Gunesin batisini seyretmek icin Angkor’un disindaki
yesilliklere bisikletlerimizi parkedip cimlerde uyukladik. Sonra da herkes ile
beraber gunesin surlara carpisini izledik (Angkor’da gunes batisi da dogusu da
ozel degil aslinda. Ozellikle gun batimini tepeler sebebi ile yakalamak mumkun
degil. Tamamen romantik ve tur operatorlerinin yarattigi bir yanilsama.
Gormezseniz bir sey kacirmazsiniz).
3. gun de Sheb Bangkok’a donmesi gerektigi icin ben yalniz
Angkor’da gun dogumunu izledim ve Claire ve Ramon ile bulusarak baskent Phnom
Phen’e dogru otobus ile yola ciktik.
Sirt cantasi ile gezecek butcesi dusuk herkese benim de
kaldigim “Garden Village ”I oneririm. Tam anlamiyla bir
backpacker ussu.. ucuz yeme, sudan
ucuz bira, 1 dolardan baslayan konaklama secenekleri, sicak su-air condition ve
6-20 kisilik dormitoryleri ya da tek cift kalinabilecek odalari var. sadece
koguslar barin gurultusu sebebi ile bazen yorucu olabiliyor ama tapinaklari
gezerken o kadar yoruluyorsunuz ki misil misil uyumak garanti.. ayrica
bisiklet, motosiklet kiralamak mumkun. Ayni anda 100’den fazla insan kaldigi
icin tanisip bilgi paylasacaginiz gezginleri bulmak da en onemli kismi..
Ama bunun disinda Siem Reap’de farkli butceye ve ihtiyaclara
gore yuzlerce secenek var.
Phnom Phen
Benim planim buradan Bangkok’ta zamansizlik yuzunden
alamadigim Laos
vizemi halletmek ve oraya gecmek. Otobuste yanimda oturan koreli bir abi bana
baskentte kalinacak yer onerdi. Ramon’un 6 yil once geldiginde kaldigi gol
kenarini devlet kurutmus. Oraya alisveris merkezleri ve gokdelenler
yapiliyormus. Gidip direnmek vardi ama gec kalmisiz, zaten kurumus gol..
Iyi ki Koreli’yi dinlemisiz (yolda bu tip seyler hayat
kurtariyor ve neyin nereden cikacagini hic bilemiyorsun) cunku hem ucuz hem de
cok temiz bir yer olan “Capitol”de gunluk 5 dolara yer bulduk.
Ertesi gun de Laos vizesi icin basvurmaya buyukelcilige
gittim. Benden baska kimse yoktu zaten. Gorevli beni gorunce sasirdi, pek kimse
ugramiyor belli. Nereli oldugumu ogrenince tadi kacti ve kefilsiz vize
vermesinin mumkun olmadigini, Turkiye’nin bu sinifa alindigini belirtti. Yalvar
yakar, guleryuzle, hikayemi ve durumumu, planlarimi anlatip pasaportumdaki
damgalari da gosterince uzun uzun dusunup yarin gel vizeni al dedi. Nasil
sevindim bir ben biliyorum.. Ama esas sevinc ertesi gun Laos vizesin kaptiktan sonraya
kalmis megerse.
Vietnam’a gitmeyi cok istiyordum ama hem Piril ve Sinan’in
yasadiklarindan, hem de ardindan forumlarda yazilanlardan bireysel olarak
Turklere vize verilmedigini ogrenmistim ve hic umudum yoktu. Vietnam
konsoloslugu Laos’a 5 dakika yurume mesafesindeydi ve ben o sevincle gidip
durumu kendim ogreneyim dedim. Alamayacagima o kadar eminim ki, camin arkasindaki
gorevliyle konusmaya bile “bize vize vermediginizi biliyorum ama” diye
basladim. O da beni onaylayip sadece kefil degil davet mektubu gerektigini,
ayrica kalincak ilk yerin otel rezervasyonu ve ucak-otobus bileti de
istediklerini soyledi. Ben de gule oynaya bende bunlarin hic birinin
olmadigini, ama Guney Asya’yi gezme planlarimi, buradan zaten Laos’a gittigimi
ama ulkelerini de cok gormek istedigimi belirttim. Pasaportumu isteyip Laos
vizeme bakti, yine diger ulkelere giris cikislarimi kontrol etti ve hic
beklemedigim bir sey soyleyip formu doldurup getir dedi. Isin kotusu hic
planlamadigim icin para cekecegim kartim yanimda degil ve saat 15:30.
Konsolosluk 5’te kapaniyor, ben de fransiz cift ile Laos oncesi kuzey kambocya’ya,
Kratie sehrine ertesi sabaha otobus biletimi almistim. Kosa kosa otele donup
(manyak gibi yine tuk tuk ya da moto taksi kullanmadim, bazen kiziyorum
kendime) para cekip 4:30’a yetistim. 15 dakikada vizemi verdiler ve ben
planlarimi degistirip Laos
yerine Vietnam’a hareket etmeye karar verdim. Bildigin mucize..
Boylece kusursuza yakin bir rota cikarmis oldum. Guney
Tayland, Kambocya, Vietnam’a guneyden girip kuzeye cikis, Laos’a kuzeyden girip
iceride dolastiktan sonra yine kuzey Tayland’a gecis ve Bangkok’a donerek
Mynmar vizesine basvurmak. Ana plan bu gibi duruyor artik. Sonrasi Malezya,
Singapur. Endonezya ve Filipinler.. Ya da hedef diyelim..
Phnom Phen’de yapacak cok bir sey yok. Mekong
nehrinin kenarina kurulu uzun kordon boyu disinda oldukca gereksiz, bildigin
baskent bir sehir.. ozellikle aksamlari ortaya cikan manzara ise tam tabiri
ile”garip”. Neredeyse her bar ve kafede, 50 yas uzeri fransiz erkekler ve
yanlarinda her yastan bir Kambocya’li kadin oturuyor. Phnom Phen, son yillarini
kiraladiklari evlerinden gelen eurolarin guvencesi ile genc kizlarla gecirmek
isteyen, emekli olmaya karar vermis Fransiz erkeklerinin libido merkezine
donmus. Abarttigimi dusunebilirsiniz ama restaurant ve cafelerde oturan her 10
kisiden 8’i bu durumda. O yuzden de cok manzaralar goze hos gelmiyor. Zaten
tamamen bir fransiz egemenligi soz konusu. Menuler tipki mekan isimleri gibi
fransizca. Tek iyi yani raki ozlemini gidermek icin her yerde Pastis bulmak
oldu.
Tarih dersi verecek degilim. Zaten Pol Pot hayvani ve
arkadaslarinin yaptiklarini tarif etmek kolay da degil. Ama sunu
soyleyebilirim, okudugum bir notta yazan sey cok sasirtici idi. Baska hic bir
rejim ve diktator (Hitler dahil), kendi insanina bu sekilde zulum edip bu kadar
kisa zamanda boyle bir soykirimda bulunmamis. Istatistikler ve rakamlar
maalesef bunu soyluyor. 5 yillik surecte gayri resmi olarak bilinen olu sayisi
3 Milyona yakin. O donem Kambocya’nin nufusu ise 9 milyon. Gerisini siz dusunun.
Baskentte bu aci
gunlere taniklik edeceginiz iki yer var. bir tanesi “Olum Tarlalari-Killing
Fields” diye gecen toplama kamplari, diger de sehrin hemen icindeki “S-21” denen, rejimin sorgu ve olum odalarina
cevirdigi eski bir okul. Ben ilk once S-21’i ziyaret ettim ve ardindan Killing
Fields’e gidesim gelmedi. Yeterince aci ve mutsuzluk gorunce insan buna devam
etmek istemiyor. Ama arzu edilirse
sehrin disinda ve cok uzak olmayan bir mesafedeki kampa maksimum 15 dolara
ulasmak mumkun.
S-21 cok rahatsiz edici idi. Ozellikle bazi detaylar beni
derinden sarsti. ornegin mahkumlar intihar edemesinler diye balkonlar dikenli tel ile kapatilmis.
Binaya “sorguya” gelen insanlarin yakalarina birer numara
ilistiriliyor once fotograflari cekiliyor. Olen Kambocyalilarin bir cogunun
fotograflarini duvarlarda, panolarda gormek mumkun. En aci tarafi, rejimin
soykirima yeni basladigi zamanlarda fotografi cekilen insanlarin bir cogunun
sucsuzluklarinn ortaya cikacagi inanclari ile kameraya tebessum etmeleri, hatta
gulumsemeleri. Ama ilerleyen yillarda baslarina neler gelecegini bilenlerdeki o
tarifsiz umutsuzluk halinin, bir cogunun karsi koymalari sebebi ile kanli
yuzlerinin etkisi bogazinizi tikiyor. Ayrica verilen numalara da gozum takildi.
O kadar cok ayni numara farkli insanlarda var ki. Yani o kadar cok olum yasanip
o yaka kartlari hemen bir baskasina verilmis..
Ve Kambocya insaninin nefretini bu muzede gormek mumkun.
Soykirimin sorumlularinin fotograflarinin uzerleri karalanmis, bazilarina
“killer” yazilmis. Ve tamamen siyasal sebeplerle; Rusya odakli Vietnam’in
Kambocya’yi istila etmesi, iktidardan dusen Pol Pot gerillalarinin Cin ve
Amerika tarafindan Tayland tarafinda beslenip ic savasa devam etmeleri, haliyle
yeni Kambocya hukumeti kadar Pol Pot rejimini de tanimalari, tum siyasal
toplanti ve kararlarda Pol Pot temsilcilerinin de bulunmasina ve yaptiklarinin
cezasiz kalmasina sebep olmus. An itibari ile eski Kimer Gerillalarindan biri
baskanlik adayligi icin demokrasi adina secimlere giriyor, rakibinin mitinginde
el bombalari ile suikast yapilmaya calisiliyor.
Halk bu durumdan cok huzursuz,
herkes eski gunlerin geri donmesinden korkuyor. Ve yeni nesil durumdan haberdar
degil, ya da umursamiyorlar. Tek dertleri gec acildiklari dunyada zengin olmak.
Turizm ya da her ne olursa. Ve Kambocya’yi zor gunler bekliyor sanki..
Kratie
Phnom Phen Kratie arasi 5 saat, ve en guzel, en rahat
yolculuklarimdan biri ile sehre vardik. Gelme sebebimiz Mekong
nehrinde yasayan, nesilleri tukenmek uzere olan burunsuz tatli su yunuslarini
dogal ortamlarinda gozlemlemek. Oglen 12 civari vardigimiz icin aksam uzeri hem
gunesin batisini hem de yunuslari seyretmek mumkun oldu. 3 kisi olunca tuk tuk
kiraladik (ki erkekler bisikletle gitmeyi tercih ediyorduk ama Claire’in beli
agriyordu ve en dogru secim bu oldu).
Yunuslari belki 30-40 kere 10-15 metre onumuzde su uzerinde
gorme sansimiz oldu. Cok ozel bir deneyimdi. Buralara gelen herkese tavsiye
ederim. Ayrica pahali da degil ve etkileyici bir gunbatimi da cabasi.
Ben
ekipten ertesi gun ayrilip tekrar baskente dondum ve Vietnam otobusumu ayarlayarak yola
ciktim.. en buyuk cekincem de Vietnam’da Kambocya girisi gibi bir felaket
yasayip yasamayacagim..
Ulasim :
Kambocya’da ulasim adina fazla seceneginiz yok. Tren diye
bir sey bilinmiyor zaten. Sadece ozel otobusler var. Toplu tasima diye bir sey
icat edilmemis cunku herkes ya motosikler kullaniyor ya da ozel otobus.
Bilemedin tuk tuk.. o yuzden de fiyatlar hic ucuz degil..
Buralar o kadar duz
ki, insan bisikletle gezmenin ne kadar akillica bir secenek olacagini
dusunmeden edemiyor. Zaten daha sonra Kambocya ,
Vietnam ve
Laos’da bisikletle dolasmak uzerine bir Lonely Book kitabi bile gordum.
Konaklama
Sri Lanka’dan itibaren kaldigim her yerde oldugu gibi net
bir temiz olma durumu var. buralarda, ozellikle kuzeyde dormitory de, home stay de bulmak mumkun.
Fiyatlar kisi basi 4-5 dolar civari. Bu paraya bazen kogusta bazen de tek
kisilik odada kalabiliyorsunuz, tamamen denk gelme hali.. sicak su az da olsa
bulunabiliyor. Pazarlik diye bir sey yok (kuzey
haric, Kartie’de 2 dolar indirim aldim), resepsiyonlarda oda fiyatlari
asili ve uzerinde konusmuyorlar bile..
Yemek
Tayland’dan sonra en aci tarafi bu oldu. Nefis sokak
yemeklerinden, birbirinden lezzetli curry’lerden sonra koskoca bir “hic”in
ortasina dusuyorsun. Insan 7eleven arar hale gerir mi yahu.. Kambocya o kadar
fakir ki, mutfak diyebilecegin neredeyse hic bir seyleri yok, ya da ortalama
insanin sevebilecegi. Bir tek “Amok” denen, buharda farkli sekillerde pisirilen
bir baliklari var. o da cok pahali oldugu icin baskasinin tabagindan tattim. Ve
oldukca guzeldi. Bir kac kere lokantada noodle istedik marketten alinma hazir
corba noodle’i getirdiler.. biz de pirince donduk..
Bunun disinda sabahlari baget (fransiz etkisi) icine peynir,
tavuk parcalari, domuz pate, salata gibi scenekleri bulabilecegininz sokak
saticilari var. Turiste her zaman 1-1.5 dolar civari satiyorlar, en az yari
fiyatina da kambocyaliya..
Alkol tam tabiri ile sudan ucuz. Yolculugumun en pahali
sularini buradan aldim. 1.5 litre 1.5 TL civari, bizim standartlarimiza yakin..
Ama 650’lik Angkor ya da Cambodia birasi
markette 1 lira..
Maddiyat
Benim gibi dusuk butce ile gezene cennete yakin bir yer Kambocya.
Maksumum 5 dolara yatak bulmak mumkun. Bir 5-6 dolara da dikkatli secimlerle
yemegi kotarabilirsiniz. Ama benim gibi cok su iciyorsaniz zaten butcenin
yarisi suya gidiyor..
Burada gecen tek para birimi Bloody Amerikan dolari..
ATM’ler dahi sadece dolar veriyor. Tum konusmalar, pazarliklar ve menuler dolar
uzerinden. Ve her para cekisinizde 4 dolar da yerel banka komisyon kesiyor. O
yuzden bir kerede ihtiyaciniz kadar para cekmenizde fayda var. o paraya ben bir
gun yiyip iciyorum uleyn, dikkatli olun..
Saticilar cok ama cok az ingilizce biliyor. O yuzden
pazarlik da cok zorlasiyor. Ve satisi da yeni yeni ogrendiklerinden once onlar
sonra sen bir fiyat soyluyorsun, onlar hayir deyip kafalarini ceviriyorlar.
Hevesin kursaginda baska dukkana geciyorsun. Cok ihtiyacim olan, keske
istanbul’dayken cozseymisim dedigim cibinligi burada 3 dolara buldum. Cok
kalitesiz ve tasimasi zor ama yine de hayat kurtarir umarim.. profesyonel ve az
yer kaplayan, iki kat dayanikli urunler var (fransizlardan calasim geldi) ama internetten nasil ve nereye
istetecegimi bilemedigimden bir sey yapamiyorum. Belki Singapur’a gidip oradan
bakmak zorunda kalabilirim..
Ayrica neredeyse her sey 1 ya da 2 dolar. Cok komik ama
haketmeyen seylere 2, pahali dediklerinize 1 dolar veriyorsunuz cunku bucuklu
rakamlarda size para ustu vermeleri zor. O yuzden marketler ve dukkanlar
disinda cok tercih edilmiyor. Ve yine fakir memleket oldugu ve neredeyse her
sey tayland uzerinden geldigi icin bakkal-market alisverisiniz de biraz daha
pahali..
Insan
Basta yazdigim gibi, Kambocya insanini genel olarak
sevmedim. Tai insani da oyle. Ama bu konuda etrafimdaki cok kisi ile
hemfikiriz. Bana ozel bir durum degil ve bu satirlari yazarken icimi bir nebze
olsun rahatlatiyor. Tabi yine basta dedigim gibi, son 35-40 yilda bu topraklarda
ne acilar yasandigini ve halkin ne kadar aci cektigini ogreniyorsun. Sonra hic
gulmeyen, selam vereyen, suratsiz insanlari biraz daha anliyorsun.
Kambocya'nin kokleri Kimerler'e dayaniyor. Bildigin Conan'in memleketi.. ama ne mevsim sicakliklari ne de insan olculeri alakali degil.. sadece suratsizliklari ile bir benzerlik kurulabilir..
Ayrica Siem Reap’de geceleri bucket bucket (siz cahiller
bilmezsiniz, burada ickiyi kovayla iciyorlar) votkalar, kokteyller tuketen,
sokak ortalarinda cilginlar gibi dans edip etrafa dusunmeden para sacan zibidilerin ertesi sabah tuktuk soforleri ile uc
kurusun hesabi icin pazarlik yapmalarini da anlamiyorum (guide book oyle diyor ya). O insan bu turistleri
aksam da goruyor, ve gunduz de ona gore davraniyor. Kendi acilarindan sonuna
kadar haklilar. Empati yapinca hak vermemek mumkun degil. 2 bira az ic ulan,
ama bu insanlarla o tartismaya girme..Ya da sapitma, adam gibi ic ve yasa..
Tabi Kambocyali her gordugu beyazi o profil sandigi icin sana da benzer sekilde davraniyor..
Bir de bunlar bildigin hafiften vahsi ve manyaklar. Kopek
etinin ilk kez burada yendigini gordum. Daha da gorurum muhtemelen. Ama ondan
ote, savas sonrasi silahlarin geri donusumu icin sacma sapan yollar bulmuslar.
Ornegin tuktuk soforleri ya da oteller sizi bazuka ile inek vurmaya, keles ile
tavuk taramaya goturmeyi teklif edebiliyorlar (Phnom Phen). Bazooka atisinin tanesi 300
Dolar, inek 250 Dolar, tavuklarin tanesi 10 dolar gibi pazarliksiz ilk
fiyatlari hemen veriyorlar. Ben once saka yapiyorlar zannettim, ancak acip atis fotograflarini gosterdiklerinde
inandim. Bundan Pazar yaratabilen adamdan korkarim ben. Iyi ki sinirdaki olaylar
sirasinda boyle seylerden haberim yoktu, ilk tuktuk’a ben atlardim :)
Bunun disinda kuzeyde Laos sinirina yakin keyifli (4000
islands sinir gecisine yakin) yerler oldugunu biliyorum ama hic gitmedim. Benim
Fransiz cift oralarda kaldilar ve guzel haberler ilettiler.
Tapinaklari gezmek icin en iyi zaman Kasim-Subat arasi gibi. ocak ayi bile sicakti, Nisan Mayis'a kalinirsa cekilecek zulmu hayal edemiyorum..
Phnom Phen’e Pol Pot ogrenmek isterseniz ugrayabilirsiniz,
yoksa gormediginizde bir sey kaybetmeyeceginiz garanti.. Tabi emekliligi orada gecirmeye karar vermediyseniz :)
Ben Kambocya’yi huzunlu tarihleri ve Angkor tapinaklari ile cantama koyuyorum.. ve gecmislerine ragmen suratsiz ve kazikci insanlarini da yan cebime..

































Hiç yorum yok:
Yorum Gönder