Bu başlık yandaki “Buyrun Benim”in altına da konabilir aslında ama herkese hoş geldin demek için ilk kaydın bu olmasını tercih ediyorum sanırım..
Ortalama gibi bir faniden farkım yok. Normal bir aile, mantıklı
ise hayır denmeden gerçekleştirilen maddi istekler, averaj okul yılları, bir
kışlık bir yazlık, arka koltuktan başlayan, öne doğru devam eden arabalı
gezmeler, yurtdışı gezileri, güzel bir sosyal hayat, zıplayan bir topu çembere
atmakla geçen uzun yıllar, mutlaka karşı cinse ilgi duyan bir libido (bknz.
ortalama :-))..
Hayatın içinde jedi olma denemeleri ama sürece yenilip dark
side’a geçme ve “kurumsal” firmalarda çalışma. Yavaş yavaş yükselip erken yaşta
“al şurayı” yönet denmesi. Sanırım buraya kadar her şey “ideal” şekilde
ilerliyor.
Ancak yıllardır düzen içinde alttan alttan yaşanan
mutsuzluk, İstanbul gibi bir kahpe ile birleşince fark ediliyor ki (dank ediyor
ki) bu adam mutsuz. Unvanlar, maaş artışları, arabalar telefonlar bir şey ifade
etmemeye başlıyor (deli mi ne diyorsunuz muhtemelen).
Sabahları uyanmak istememesi dışında, gelecek ve istedikleri
konusunda umutsuz.. İş yerinde komik şeyler için tartışmaktan, maddi değerler
için stres yaratılmasından, kravatlı ciddiyetlerden, kalıbına ve koltuğuna
bağdaşmayan utanmazlardan, ne idüğü belirsiz koşturmacalardan, direksiyonda geçen
saatlerden, başarılı bir toplantı, karlı bir satıştan sonra manevi olarak
tatmin olamadan yastığa uzanan kafasından yorgun..
Artık fark ediyor ki adının sonuna “bey” gelmesini
istemiyor. Kendisi gibi, gönlünden geçtiği gibi davranmasını engelleyen bir
hapishane o unvanlar. Astlar, üstler istemiyor. Karşısındakiler de kendisi
kadar gerçek olsun peşinde. Tıpkı başkalarını kendisi için düşünebileceği gibi o
da karşısındakini sevmeyebilir, beğenmeyebilir, istemeyebilir ama maskelerle
konuşmak, sevişmek, tartışmak, uyanmak istemiyor.
Galiba o yüzden işini gücünü, hayatını, ailesini,
dostlarını, kaltağını (kedidir kedi), bırakıp denemeye gidiyor, yukarıdakilerden
farklı bir şey var mı hayatta görmeye diye. Çok geç olmadan görmeye. Galiba en çok henüz
bir kadını, evladı, hastalığı yokken, kaybedecek şeyleri azken, neredeyse sadece kendisine karşı sorumluyken..
Az yemeyi, az harcamayı umuyor. “Mutluluk ne kadar çok şeye
sahip olduğun değil, ne kadar az şeye ihtiyacın olduğudur” satırlarını
okuduğundan beri belki de ilk kez tam bunu başarmaya çalışacak. Nefs denen
terbiyesiz biz kazandıkça aynı oranda harcamaya başlıyor çünkü. İş hayatının
başındaki rakamlarla ev geçindirebilirken, aradan geçen yıllar o rakamları
katlasa da, aynı oranda biriktirmemenin başka izahı yok (ya da ben çok salağım)..
Hayat da yardımcı oldu sanırım bu hayallere. Gönülsüz iş
bakınmaları başarısız oldu. Ev kiraya çok hızlı ve olabilecek en iyi senaryo
ile verildi.. kedi yabancıya gitmedi.. dostlar ve aile bazı kritik ekipmanlara
sponsor oldu. Doğru zamanda doğru insanla (Sinan ve Pırıl) ile tanışıldı. Onlarsız
hiçbir şey bu kadar kolay ve sağlıklı ilerleyemezdi sanırım.. Bu iki güzel
insanla (seyyahhane.com) tanışmama nasılsa tam zamanında vesile olan ve
yıllardır görmediğim bir başka dost yolların kesişmesini sağladı. Her şey birbirine
garip yollarla bağlı, kendini biraz
oyundan uzaklaştırıp manzaraya baktığında daha iyi anlıyor insan.. Ve bu
biraz daha güvenli hissettiriyor uçağa binmeden önce..
4 ekim 21:45. Türk hava yolları ile Nepal’e uçuş.. Yeni bir
hayat, yeni bir serüven, yeni bir farkındalık yolculuğu.. Sanırım hiçbir şey eskisi gibi olmayacak..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder