17 Ekim 2013 Perşembe

Nepal



Acikcasi Nepal konusunda ukalalik edecek, ahkam kesecek kadar zaman gecirmedim. O yuzden fazla subjektif kalabilirim, bastan uyarayim.. 

Hayatimda ilk kez turumsu (tur organizasyonu demek sanirim  Sinan’lara (Seyyahhane) haksizlik olur. Duydugum klasik turlarin aksine  cok daha sicak, rahat ve opsiyonlu hareket ettik hep). Ayrica sasirtici sekilde biz Turklerden beklenmeyecek sekilde zamaninda hareket ettik, sansimiza da genelde cok kafa (hemi de cok) ama laubalilik sinirinda olmayan bir gruptuk.. 

Dondugumde gorusmek isteyecegim bir cok kisi ile tanistim. Dilek, Tumay, Ilkim, Orkun, Reyyan, Enes ilk aklima gelenler.. Su tatilde insan tanima olayi gercek galiba, ben genelde yalniz ya da cok iyi bildiklerimle gezdigimden yeni karsilastigim bir durum.. Ve eger dogruysa cok guzel insanlar tanimisim demektir..

Kathmandu’yu ilk gormenin en iyi yani diger yerleri daha cok sevmeyi saglamasi. Acikcasi hic begenmedim. Dedigim gibi sadece iki kisa gun bulundum ve cogunlukla ekipman alisverisi ile gecti ama merkezde olmamizin da etkisi ile sadece itis kakis, korna sesi ve tarifsiz kalabalik ile karsilastim.. Su kalabalik meselesi Hindista’da daha da fazla ise durum fena demektir. 


Mevsime gore surpriz sayilabilecek sekilde yagmur yagdi 2 gun boyunca. Ve her yer o kadar pis ve camurluydu ki kafan yerde yuruyup ayaklarina dikkat etmekle karsidan gelen insan ve motor seline goz atmaya calismak insani cok yoruyor. Nepal’in alamet-I farikasi korna sesi sanirim. Ve bunun baskenti de Katmandu. Hic gerek yokken bile deli gibi kornaya basiyorlar. Surekli yanindan gecen adama tokat atasin geliyor. Sanki Pavlov bu arkadaslarin tamamini kamplarda toplayip salyalar akitana kadar egitmis. Once sasiriyorsun, sonra kaniksar gibi oluyorsun ve ama sonunda adami delirtiyor. Gerci bu sadece kulak ile ilgili yonu. Ayni insanlar yanindan gecerken o kadar guzel ve icten gulumsuyorlar ki sorunun sadece korna calan parmaklarda oldugunu anliyorsun..





Genelde Dogu’ya dogru her gidiste yasanan durum burada da gecerli. Insanlar gunese yaklasan her meridyende daha da guzellesiyor. Daha az stresli, daha az agresif oluyorlar. Zamansiz, acelesiz (kornaya ragmen) dertsiz tavirlari insani hemen etkiliyor.

Para birimi Nepal Rupisi. 1000 rupee yaklasik 10 dolar ediyor. Bu sekilde hesap yapmak daha kolay. Gayet ucuz bir memleket. Benim gibi uzun sureli planlari olmayan biri cok rahat para harcar. 1.5 litre su 40 kurus ornegin. Bazen satin aldiginiz seylerin ne kadar ucuz oldugunu gec farkediyorsunuz. 

Ogunde 3-4 liraya doymak mumkun. Dalbat denen yemek yerel herkesin favorisi.  Icinde ayri ayri sos, sebze, bir cesit et ve bolca pilav olan tek bir tabak olarak servis ediliyor. Zaten genelde millet elleri ile yiyor. Biz medeniler!!! disinda catal kasik kullanan yok (turistik yerler haric tabi) diger ozelligi siparis ettikten sonra tabaktaki herhangi bir yemegin tekrar gelmesini isteyebiliyorsunuz. Az secenekli acik bufe gibi yani..





Katmandu vadinin 3 buyuk krallligindan biri. Diger ikisi ile uzun yillar suren savaslari kazanip baskent olmuslar. Baskent hali her hallerinden belli. Bizim Istanbul tadindalar. Her halt bulunur noktasi onlari bu kadar kalabalik yapmis sanirim. Ben turun sonuna katilamayacagim ve Hindistan’a dogru devam edecegim icin donuste gorulecek olu yakma torenlerinde olamayacagim. Sanirim Hindistan’da bu acigi kaparim :)



Katmandu’da ilk tapinaklarimizi gormek cok ilginc oldu elbette. Ayrica ertesi gun gordugumuz PATAN sehri ve Maymun Tapinagi da bu kulture uzak herkese yeterince net fikir vermesi adina mutlaka gorulmesi gereken yerlerden. 





Maymun Tapinagi, Afrika gordukten sonra maymunlar acisindan beni pek etkilemedi ama Hindu ve Budist tapinaklarinin bir arada oldugu tek yer olusu yonunden essiz ve manzarasi da muhtesem.. mutlaka gorun derim. 




Bir sure sonra tum tapinaklar ayni gelmeye basliyor ama Sinan’in yaptigi gibi basta en iyilerini gostermek- gormek ilerisi adina cok daha akillica. Hem kiyaslama yapmak da kolaylasiyor. 




PATAN Katmandu’dan sonra cok sakin kaldi. Ve daha rahat gezmek mumkun oldu haliyle meydanlari.




Su “singing bowl” denen meretleri buradan membagindan almak mumkun. Bizim hatunlar ciddi para doktuler. Ihtiyaca gore farkli metallerden ya da karisimlarindan yapilan bu hamam tasinda hallice meretler vuruldukca cikardilari rezonans ile bir cok rahatsizliga iyi geliyor(mus) . icindeki suyun nasil fiskiye gibi atlayip zipladigini gorunce buyu zannediyor insan. Ise yariyor sanki. Tumay'in bir kac cakrasi sunum sirasinda acildi zaten, yuzunden belliydi.. Ama eve gidip bunu kim kac kere yapar o ayri. Yurume bandi alip kullanmamak gibi geldi bana o kadar para harcamak..




Tum gezinin benim adima belki de en guzel surprizi ise Bhagtapur sehri oldu. Tamami muze olan sehir hala canli ve icinde insanlar yasiyor. Unesco korumasindaki bolge yuksek bir tepeye kurulmus. Muazzam buyuk ve her noktasi muhtesem. Bakmaya, gezmeye, oturmaya, sonra yine bakmaya doyamadim. 






Bu arada Nepal’in turistik kisimlari ile ilgili soyle bir gercek var. Yerli halk fotograf cektirme karsiligi surekli para istiyor. Hatta kadinlar ellerinde cocuklarla dolasip turistlerden para koparmaya calisiyorlar. Din mensuplari ilginc, cocuklar ise o kadar tatli ki genelde bizimkiler de dahil insanlar her yerde para verip fotograf cektiler ve cektirdiler.. 




Biz serbest zamanda Dilek ve Tumay ile sehrin arka sokaklarinda ve biraz disinda kaybolmayi tercih ettik. Iyi ki de etmisiz. Ilk kez para istemeyen”gercek” insanlarla o zaman karsilastik., her gordugumuz dar sokaga, sonu belli olmayan tas koridorlara, genis avlulara burumuzu soktuk ve yasami gorduk. Cok az da olsa hayatlarinindan bir kac parca sahneyi, tapinaklarin ve fotograf makinelerinin disindaki hayati perde arkasinda yakaladik..  Genel aliskanligimizin aksine ilk kez kucuk bir kiz benimle fotograf cektirmek istedi (para almadim). Dilek 2. Kattaki bir cocugun sarkittigi ipi yakalayama calisirken dakikalarca beraber gulduk. Kucuk seylerle mutlu olan insanlara ne kadar gipta etttigimizi bir kez daha anladik.






Ve alisveris sirasinda kafamiza dank etti. Her seyi en az iki kati fiyati ile soylemeye basladiklari icin surekli pazarlik ediyoruz. Ozellikle Katmandu’da ekipman alisverisi yaparken cok isimize yaradi. O aliskanlikla burada da cok fena pazarliklara giristik. Ama Tumay’a dunya guzeli 2 tane maske alirken 12.5 dolarlik fiyati 5 dolara cekip mutlu mutlu yururken farkettim. Onlarin dustugu ve cok israr ettikleri fiyat 7.5 dolardi. Bizim icin olmasa da onlar icin cok degerli bu rakami fazla dusurmek icin ziyadesi ile israr ettik sanki. Icim burkuldu. Tanesi 10 lira yerine 15 liraya almayi tercih ederdim acikcasi o zarif emeklerinin karsiliginda. Sonra hep beraber karar verdik, gereksiz pazarlik yapmayip bu insanlara biraz daha fazla katkida bulunalim diye.




Bir diger durak Chitwan ulusal parkiydi. Ozellikle fil yetimhanesi, icerisindeki Bengal kaplanlari, gergedanlar ve timsahlarla dolu nehirdeki kano yolculugu (gercek tek parca ahsap kanolar) icin secilmis ozel bir alanda 2 gun kaldik. Serbest dolasan Kaplan ve gergedanlari gorme sansimiz olmadi (iyi ki onlar da bizi gormedi) ama nefis bir nehir gezisi yaptik. 









Fillerin milli park bunyesinde egitilip turistlere pazarlandigi kisim cok tatsizdi acikcasi ama bu sadece benim fikrim, insanlar genelde memnundu. Genel kani bu sayede fillerin yasamini surdurebildigi ve oldurulmedikleri yonunde. Ama iki kotu bir dogru etmiyor bu evrende sanki.. Yine de bizim grubun yaklasik yarisi fil ile nehirde yikanma seansina katilmadi. Egitmenlerin boyunlari zincirli filleri sivri metallerle itip kakmasi, kulaklarindan cekmesi ve bagirmalarini pek kabullenemedik sanirim. Yine de suda yan yatip yikanmayi bekleyen bir file uzun uzun dokunup sevmek cok ozel oldu. Dimdik killarina ve puruzlu teninin biraktigi his baska bir seyle kiyaslanacak gibi degil. Hele uzanmis suyun uzerindeki tek gozu ile kendisini yikayan insanlara bakarken o kadar yorgundu ki defalarca icimden ozur diledim kendisinden. Sanirim bu kadar hisli halimde Zaliha’nin cok etkisi olmus. hayvanlara bakis acimda ve farkindaligimin gelismesinde onun yorumlarinin cok etkisi var.




Phokara tam bir tatil kasabasi. Final yapmak icin gayet guzel bir nokta.. Ama ozellikle dunyanin en iyi trekking rotalarindan bir cogunun oldugu ANNAPURNA dagi ve etrafindaki Himalaya dag sirasi ile biliniyor. Herkes ekspedisyona cikmadan once buraya gelip konakliyor ve donuste dinleniyor. Elbette her turlu dagcilik malzemesinin ucuz ve pahalisini buradan almak mumkun. Cakma cok, ama kalitelisini de anlayan gozler fiyati ile beraber ayirt ediyor.





Phokara Phewa golu etrafina konuslanmis. Yuzyillar suren savaslar sonrasi tekrar olum olmasin diye simge olarak kurulmus bir kasaba. O yuzden her sey Nepal’in geri kalanindan da sakin ve huzurlu. Golun ortasinda bir tapinak var. oldukca keyifli ve huzurlu bir ortam. Ki-Duk Kim'in "ilbahar yaz sonbahar kis" filmine benzer bir mekan.

Burada Sinan, Tulin hanim ve Dilek ile yaptigimiz motosiklet yolculugunu unutmak mumkun degil. Aksam gunesinde pirinc tarlalari, balikcilar ve koyler arasinda yapilan essiz bir deneyimdi. Ve tabi gaz telinin kopup Dilek ile 2 saat tarlalarin ortasinda usta beklememiz :)

Sanirim Annapurnalar icin ayrica yazmam gerekecek. O tek basina ayri bir hikaye cunku..



1 yorum:

  1. ilkim ben :) ismimi mi gördüm? Şu ölümlü dünyada bir insanın kendisi için yapabileceği en büyük iyilik senin yaptığın kanımca, bu sebeple seni tanımak duble hoş. müthiş eğlenceli bir Nepal idi. kimse kolay kolay unuamayacak. Çengelli iğne lazım olursa haber et bana ;) Annapurna'ları da yaz; kendime rehber edineceğim. yolun apaçık olsun, bol şans tatlım.

    YanıtlaSil